yesim-nur-mantas

Bir Şeker ve Gluten Hikayesi

İnanılır gibi değil ama 30 Ocak’ta şekeri ve gluteni bırakalı tam bir yıl oluyor! Olur mu olmaz mı derken arada arkadaşlarımın “Yok artık daha neler” diye dalga geçtikleri kararımın üzerinden koca bir yıl geçti. Pişman mıyım? Asla! Özlem duyuyor muyum? Hayır! Hayatım değişti mi? Evet!

HER ŞEYİN BİR ZAMANI VAR

Açıkçası öteden beri ‘mucize’ diye tabir edilen, fazla çaba göstermeden bir anda ulaşılan yüksek hedeflere şüpheyle baktım. Denemedim desem yalan olur ama gidilen o yolların yol olmadığını çabuk kavradım neyse ki.

Şeker ve gluteni bırakmak çok ciddi bir karar. Buna insanın bir anda karar vermesi de zor. Nitekim bundan 10 yıl önce sağlıklı yaşam adına bunu öneren değer verdiğim bir büyüğüme, “Kusura bakmayın ama imkansız” diye cevap vermiştim. Doğruymuş, gerçekten her şeyin bir zamanı varmış.
Uzun uzadıya başınızı şişirmek istemem ama bu iddialı karara varmama sebep olan gerekçeleri ve bu yolda yardımcım olanları kısaca paylaşmak isterim.

ŞEKERİ ACİLEN BIRAKMALISIN!

Bundan birbuçuk yıl önce aşırı yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu ve elbette verilemeyen kilolarım nedeniyle gittiğim doktorum kapsamlı bir testten geçirdi beni. Sonuç: karaciğer yağlanması, had safhada yüksek insulin direnci, demir eksikliği vs. Ama en önemlisi doktorumun söyledikleriydi: “Şeker hastası olmana çok az kalmış. Şekeri hemen bırakıyorsun.”

Ailesinin yarısı ciddi derecede şeker hastası olan ben, “Eyvah” demiştim. Ama gel gelelim şekeri öyle bırak demekle olmuyor ki! Zira vücudumdaki denge şaşmış bir kere! Olur olmaz zamanda yemek atakları geçiriyor, sağlıklı yemeklere yanaşmıyor öğünlerimin çoğunu şeker ağırlıklı yiyeceklerle geçiştiriyordum. Bildiğiniz bağımlıydım.

İyileşmek istiyor ama diğer yandan diyet yapmak istemiyordum. Zira çok yorgundum. Bu yorgunluğun bir nedeni de ara ara yaptığım ilk başta başarılı gibi görünen ama kısa sürede eski düzenime döndüğüm ve kilolarımı yeniden aldığım diyetlerdi. Tek istediğim birinin beynimden bu şekerli düşünceleri silmesi ve beni bu bağımlılıktan kurtarmasıydı. Çaresizliğim konusunda inanın abartmıyorum.

ABRAHAMSON METODU

Birkaç ay, doktorumun verdiği ilaçlarla idare etmeye çalışırken bir gün Abrahamson Metodu’ndan haberim oldu. Biyoenerji yöntemiyle beyindeki reseptörleri ‘uyutarak’ insanları şeker ve gluten bağımlılığından kurtardıklarını söylüyorlardı. Başta dediğim gibi, mucizevi görünen şeylere hep şüpheyle bakarım. Ama biraz araştırıp bu yöntemi kullanıp da önce 27 yıllık sigara sonra da şeker bağımlılığından kurtulmuş bir vakayı dinlediğimde denemeye karar verdim.

Buraya kadar hep şekerle ilgili çaresiz ilişkimi anlattım. Doğrusu glutene ya da başka bir deyişle hamurlu şeylere, ekmeğe böreğe bayılanlardan değilim. Evet yerim ama benim için vazgeçilmez değiller. Henüz yapılan araştırmalarla çok kanıtlanmış değil ama birkaç doktor arkadaşım glutenin insulin direncini tetikliyor olabileceğini söyleyince ondan da soğudum. Yöntem denemeye değerdi. Ve kendimi çok hazır hissettiğim bir gün terapiyi almaya karar verdim.

TERAPİ ZAMANI

Biyoenerji seansı, bana sorarsan yarım saat sürmüyordu. Ama öncesinde ve sonrasında terapistim beni iyice bilgilendirdi. Elime bir liste verdi. Zira her bağımlı gibi bir arınma sürecinden geçmem gerekiyordu. Bir ay boyunca yiyebileceğim şeylerin listesi belliydi. Bir ay sonra birkaç besini daha yaşamıma sokabilecektim.

İlk iki üç gün doğrusu elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırdım. Anladım ki şekerle olan ilişkimin önemli bölümü alışkanlığa dayalıydı. Yanlış bir besin alacağım endişesiyle açıkçası 2-3 gün stresli geçirdiysem de bir haftanın sonunda alışmıştım artık. Evde sorun yoktu ama dışarda yiyeceksem eğer, sossuz et balık gibi yiyecekleri tercih ediyordum. Paketlenmiş yiyecekler, ağır soslar, ekmek, kızartmalar hayatımdan bir anda çıkıverdiler.

YAKINLAR DESTEKLEMELİ

Bana sorarsanız bu gibi durumda en önemli şey yakınlarınızın ailenizin size desteği. Doğrusu sicilim çok iyi olmadığı için başlarda ailem de arkadaşlarım da gülüp geçiyordu. Bunun sürdürülebilir bir çaba olmadığını düşünüyorlardı. Zamanla her şey yerine oturdu. Onları ziyaret ettiğimde artık menüleri de bana gore ayarlar olmuşlardı. Gerçi zaman zaman “Bir kereden bir şey olmaz” ya da “Çok az, ne yapar ki adama” gibi cümlelerle beni kandırmaya çalışıyorlardı ama başaramadılar. Birkaç ay içinde 12 kilo verdim. Yavaş yavaş ve sindirilerek verilen kilolar olduğu için sorun yaşamadım. Beni uzun zamandır görmeyenler bendeki fevkalade durumu önce anlayamıyorlardı. Anlattığımda şaşırıyorlardı.

SADELEŞMEK DEDİKLERİ

Bu arada aldığım bu kararın sonrasında hayatımın manevi anlamda da değiştiğini düşünmeye başlamıştım. Her koşulda önce başkalarını düşünen ben, artık önce kendi sağlığımı göz önüne alır olmuştum. Aceleyle verilmiş ve pişman olunmuş kararlar dönemi artık bitmişti. Birkaç ay sonra hayatımda genel olarak bir sadeleşmeye gittiğimi fark ettim. İhtiyacım olmayan şeyleri hızla evimden çıkartıyor, varsa yeni ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyordum. Olur olmaz lüzumsuz alışverişten kurtulmuştum. Ofisteki çalışma masam bile bu sadeleşmeden nasibini almıştı. Bir gün masamı bomboş tertemiz gören bir arkadaşım “Hayırdır, işten mi ayrılıyorsun?” deyivermişti. Bense her geçen gün sadeleşip, hafifleyerek biraz daha kendimi iyi hissediyordum.

Vücuttaki şeker dengemin düzelmesiyle artık daha iyi konsantre olmaya başlamıştım. Eskiden kitap okurken bir satırı bazen üç kere okuyan ben, artık hızımın arttığını fark ediyordum. En önemlisi birden ciddi bir enerji ortaya çıkmıştı. Metro merdivenlerini yürümekten tutun da ofiste katlar arasındaki merdivenleri inip çıkmaya kadar artık hiçbir şey beni yormuyordu. Şaşırmıştım. Oysa eskiden “Enerjim bitti” diyerek sarıldığım yüksek kalorili yiyeceklerden medet umuyordum. “Şekerim düştü tatlı yemeliyim” sözünün büyük bir yanlış olduğunu artık anlamıştım.

BUNLARI NEDEN ANLATIYORUM?

Bunları uzun uzun anlatmamın sebebini merak ediyorsunuz elbette. Birincisi bunu bu kadar uzun anlatmak için üzerinden bir yıl geçmesini bekledim ki anlattıklarımın bir tesadüf olmadığı anlaşılsın. İkincisi kimse kimseyi ikna etmek zorunda değil elbette. Ama şekerli gıdalarla ilgili doğru bildiğimiz o kadar yanlış var ki! Bunu bizzat yaşayarak gören biri olarak tanıdık tanımadık herkesi haberdar etmek istedim. Burada sözünü ettiğim işlenmiş şeker elbette. Şekerin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri zaten hemen her gün bir şekilde gündeme geliyor. Bunun bir kere daha altını çizmek istedim.

Terapistim, bu yöntemin herkeste aynı etkyi göstermeyebileceğinin de altını çiziyor. Ben işin sırrının istemek, inanmak ve kararlı olmaktan geçtiğine inanıyorum. Bu arada şunu da vurgulıyayım. Terapiyi aldıktan sonra geçen zaman için de Abrahamson uzmanları beni ayda bir kez aradılar. Süreci nasıl geçirdiğimi, sıkıntılar yaşayıp yaşamadığımı sordular. Kimi zaman merak ettiğim sorulara anında yanıt verdiler. Yani kendimi hiç yalnız hissetmedim.

Benim için bu yeni beslenme biçimim gerçek anlamda bir hayat tarzı. Bakış açısının önemli olduğunu düşünüyorum. Bir kere bile yiyemediğim yiyeceklere konsantre olmadım. Aksine hayatıma giren yeni lezzetler için şükrettim. Giderek de kendimi daha güçlü hissettim.

Bundan sonraki dönem için kendime bir hedef daha koydum: Ne yapıp edip sporu hayatımın içine katacağım. En zorunu yapabildiğime göre, bunu neden yapamayıyayım? Öyle değil mi?

YEŞİM NUR MANTAŞ
GEO Türkiye
Yayın Yönetmeni